
okumak zor iş arkadaş. (böyle pat diye girerim konuya. sakin olun eğitim vermicem"
zaten verecek durumda değilim göründüğü üzere parentez açıp tırnak işareti ile kapatıyorum.
zor iş. hah buraya gelelim zor. üniversite okuyorum sene 90 ların sonu. bak bak havalara 90 ların sonuymuş 97-99 de artist ne olacak yani. ya alt parantez ben konuyu dağıtıyorum galiba "alt parantez diye bişey var mı ki veya o ne ki yeni yeni icatlar buluyoz du bakalım ne olacak"
noktalamam kötü deyip konuyu kapatıyorum. neyse üniversite okuyorum bir bitli piyade ve bira fıçısı görünümü daha çok yakışıyo ama üniversite öğrencisiyiz. ucuz sigara, ucuz içki ve pislik içinde bir hayata gömülmüştüm ki küçücüktüm ufacıktım top oynar acıkırdım birden üniversiteli olduk felan filan. bir boş vermişlik gidiyor ve türk dili dersinin bütünleme sınavı, ok gibi gelip, saplanmıştı, kursağıma. köşeye sıkışmıştım. edebiyat mı? yazacak hiç bir şeyim yoktu; kirli bulaşıklar ve izmaritlerden başka. karnıma ağrılar, yüzüme uyuşmalar giriyordu. ovuyordum; bir yüzümü, bir karnımı.
bu arada sınavda iken; olmak istediğim en iyi yer, tuvaletti. emin ol daha başarılı olurdum. çünkü; bu boktan hayatı, daha iyi idrak etmemi sağlıyordu. o kalabalık sınıfta, motivasyon sorunu çekiyordum ve bunu dillendiremiyordum. ders türk dili idi oysa ki. yanımda pis pis sırıtan ev arkadaşıma dedim;
-ne yazacaksın
-bilmiyorum dağlardan böceklerden bahsedecem galiba
-bende hayat güzeldir filmi ile ilgili bir şeyler yazmayı planlıyorum bilirsin alıntı yapmak filan.
-hadiya güzelmiş ben başladım bile sen kendine yeni bir konu bul
-bok!!
en iyi fikrimide en yakın ev arkadaşıma kaptırmıştım. ilk dersi burdan aldım fikrini kendine sakla şapşal!
o sırada aklıma zor durumlarda söylediğim parça geldi aklıma işte bu dedim tek sorun düz metine çevrilmesiydi. işte şu parça
GÜNEŞİMDEN KAÇ
günlerden bir gün karakışın sonuna doğru,
gün güneşliydi, o gün kendimi azad etmistim.
rüzgar beni bir sahile götürdü.
bir yer bulup oturmustum,
bir türkü tutturmustum.
kafam çok karısık aynı dertten muzdariptim,
vakit harcamamalıydım, para bulmam lazımdı,
böyle bir durumda asıl orada
nasıl olduğuma sasıyordum ben,
bir yer bulup oturmustum,
bir türkü tutturmustum.
günes bana gülümsüyordu,
içimi ısıtıyordu.
sen dikildin karsıma.
günesimden kaç, günesimden kaç,
günesimden kaç, günesimden kaç.
balıkçılar geri dönmüslerdi bombos,
kediler ve yaslılar her zaman onları beklerdi,
herseyi hitit aslanı gibi izliyordu karabas,
herkes çalısıyordu, yosun kokusu duydum,
bir yer bulup oturmustum
bir türkü tutturmustum.
deniz ısıldıyor, göz kamastırıyordu,
sesler ve sekiller giderek belirsizlesiyordu.
bildiklerim bilemediklerimden azdı.
kainatta bir yerdeydim,
bir türkü söylemekteydim.
günes bana gülümsüyordu,
içimi ısıtıyordu.
sen dikildin karsıma.
günesimden kaç, günesimden kaç,
gü ne sim den kaaaaaç
Bulutsuluk Özlemi Nejat Yavaşoğulları
kaçın lan :))
ne mi oldu? geçtim. hemde kıçımı kaşıyarak.
kremtluin