kremtluin

gidiş var. varışı olmayan bir gidiş. gözlerimin, baktığı yere doğru. gün; geçmiş günü umursamazken, gelinmiyeniyim, meraklı beklentilerin.

özet

Salı, Ekim 20, 2009

"diller üzerine bir tartışmadayım
tam hatırlamıyorum mekanı
yaşlı kent'deyiz kesin
ve bilinmiş bir şekilde herkes çürümüş
biri usta diye söze girmeye çalışıyor; çelimsiz bir
cümle kuracak belli ki
hemen kavrıyorum ve gür bir ses ile
-usta diye bir şey yoktur
herkes bu kokuşmuş dünyadan bir sürü silsile yaşayıp
acemi ölür.
çırak dersen
o hep vardır."

kremtluin

aynı bokun laciverti

Saturday, Mart 28, 2009

-yiz  ............

felan tarihli öfke

Cuma, Haziran 20, 2008

nefret ediyorum boktan blog tadilatlarından
ve apartmanların gölgelerinin üzerime kapanmasından

içine edilmiş
ve üzerine şifon çekilmemiş bir helaya benzeyen
hayat hikayelerinden de

teknolojik adımlar atarak
dünyayı ben yarattım imalarınızın
bir ineğin bir böceğin üzerine
dışkısını bırakırken ki çaresizliğine
ve o an ki yerçekimi gücüne denk yaptıklarınız

çizdiğiniz kadın figürlerinden
ve maymunu yaptıklarınıza ortak etmenizden
nefret ediyorum

bir sahilde  çocuğun
çakıl taşlarına işerken
babasının denizin içinde
aynı eylemi yapmasını düşünmekten
nefret ediyorum

aklımın evrenine ulaşmayan yollar var dostum
hadii


hadi dostum o şişeyi
ver bana...

ver.

şimdi ben
o çocuğun işediği çakıl taşlarına uzanıp
babasının kirlettiği denize doğru bakarak
kulağıma takılmış teknolojik gübreninde etkisi ile
maymunlar cehennemindeki sevgilime ne diyebilirim
gökdelenlerin gölgesi sarmadan çaresiz bedenimi

hadi ver bana ver dostum o şişeyi
daha yolumuz uzun.

ya da
işi baştan alalım durun isterseniz
 

yüreğimi koparın
deniz gören bir yanardağa atın
pişirin

günahkar bensem
ruhumu sokaktan geçen
aşktan anlamayan
bir kadına satın

-ve çaresiz -ve ruhsuz -ve yüreksiz
biri olarak leşimi serin
eski bir şövalyeyi andıran cinsden

ellerimde kurutulmuş çiçeklerle
yalnızlığıma bırakın.
acımasız dünaya pervasızca dönerken.

-ki ben tüm dileklerimi
tek seferde yırtıp atarken
sizde hüznümle boğulacaksınız!

kremtluin

ayın yorgunluğu

Salı, Mart 11, 2008

ben şu; güneşli, sevecen mart ayının, çiçeklerle, süslediği öğle vaktimi,

sizin sıkıntılarınız dinlemekle, geçiremem hanımefendi.

 

herşey mümkündür

bu ülkede, her şey boktan ilerliyor.

hava durumunu saymazsak...

 

kremt luin

biz ah biz

Perşembe, Mart 6, 2008


"kapılar zor kapılar kütük....."

devinirken; balkonsuz odalarda, bir ileri bir geri,
neyin farkına varmaya çalışıyoruz veya neyi tahammülümüzün içine yerleştiririz,
çerçeveler oluştururuz kendimize,
şartlarımızı bildiririz bilmem ama;

"biz aşka gelip şartsa döner-dik(iz)..."

-ki bir gün bütün emekli olduğu halde emekli maaşı yetmeyip çalışanlar gibi;
aşka kıçımızı dönebiliriz.

evet kapılar zor kapılar kütük

ama çaresiz gibi davranırız bütün sistemlere haykırırız. duvarlarını yıkacağımıza; evimizin duvarlarına yapıştırırız, avuç içlerimizi
fakat; bir sistemde isteriz.
mutlaka bir sistemin içinde yer ararız kıçımıza.

ama biz aşka geliriz her halükarda.

salıncaklarda gökyüzüne ulaşma hevesimiz
orta okulun sonunda kırılsada halen pilot olma ihtimalimiz; o an bile vardır. şuan bir bar taburesinde sızmış bedenimiz olsada; yüreğimize kanat takabiliyoruz.

"biz hep biz biz hep biz ah biz"

bir türlü şekil veremediğimiz bedenimiz hep mutsuzdur. içinde övgü almak için saçlarımızı, gözlerimizi kimyalar, adımızı süslüye çıkarmaktan da bir o kadar korkarız aynı zamanda. ama şık olmak için arayıştan da vazgeçmeyiz.
 
"
Gidişine göreydik. Hesapsız kitapsız yeğledik. Varamadık. Nideydik?"
-----------------------
bu kadar saldırı yeter deyip kapatıyorum bu yazıyı.
çünkü; bir iç savaş bu kadar uzun sürmemelidir.

kremtluin

not: tırnak işaretli kısımlar Eren Kazım AKAY'ın biz ah biz isimli şarkısından alınmıştır.







kavrayış

Pazartesi, Ocak 7, 2008

     sessiz bir şekilde kıyıda süzülen martıları izliyordu. karanlık üstüne çökmeye yakındı.ve yarın umutsuz bir çırpınıştı gözlerinde. uzaktaki karlı dağlar, deniz ve tabiat ananın bu sessizliği vardı birde onca gündelik işgence üzerine. biliyordu zamanın tek olmasının sebebi telaştı. keşke zamanı bilmeseydi evreni bilemediği gibi ama biliyordu ki kronemetre sabit hızla ilerliyodu.

     bir an oldu ki; o da zamanı unutmuş ve dünyadaki konumundan uzaklaşmıştı. iç dünyasında; gözleriyle gördüğü ama beynine iletmediği martılar gibi süzülüyordu. bunu farkettiğinde çıt çıt çıt ilerleyen zamanıda farketmesi bir oldu. bütün büyü bozulmuştu. olduğu yerden yerküreyi sol eliyle iterek ayağa kalktı. etrafına baktığında herşey bir hareket içindeydi. akrep, yelkovan, çan gibiydi.gözlerinde hızlı kalkışın verdiği etki ile dönmeye başlamıştı herşey.

     bu mutsuzlukların ve kavrayışların bir sonu olmalıydı.     

 

kremtluin

türk dili ve güneşimden kaç

Çarşamba, Kasım 28, 2007

 

okumak zor iş arkadaş. (böyle pat diye girerim konuya. sakin olun eğitim vermicem"

zaten verecek durumda değilim göründüğü üzere parentez açıp tırnak işareti ile kapatıyorum.

zor iş. hah buraya gelelim zor. üniversite okuyorum sene 90 ların sonu. bak bak havalara 90 ların sonuymuş 97-99 de  artist ne olacak yani. ya alt parantez ben konuyu dağıtıyorum galiba "alt parantez diye bişey var mı ki veya o ne ki yeni yeni icatlar buluyoz du bakalım ne olacak"

noktalamam kötü deyip konuyu kapatıyorum. neyse üniversite okuyorum bir bitli piyade ve bira fıçısı görünümü daha çok yakışıyo ama üniversite öğrencisiyiz. ucuz sigara, ucuz içki ve pislik içinde bir hayata gömülmüştüm ki küçücüktüm ufacıktım top oynar acıkırdım birden üniversiteli olduk felan filan. bir boş vermişlik gidiyor ve türk dili dersinin bütünleme sınavı, ok gibi gelip, saplanmıştı, kursağıma. köşeye sıkışmıştım. edebiyat mı? yazacak hiç bir şeyim yoktu; kirli bulaşıklar ve izmaritlerden başka. karnıma ağrılar, yüzüme uyuşmalar giriyordu. ovuyordum; bir yüzümü, bir karnımı.

bu arada sınavda iken; olmak istediğim en iyi yer, tuvaletti. emin ol daha başarılı olurdum. çünkü; bu boktan hayatı, daha iyi idrak etmemi sağlıyordu. o kalabalık sınıfta, motivasyon sorunu çekiyordum ve bunu dillendiremiyordum. ders türk dili idi oysa ki. yanımda pis pis sırıtan ev arkadaşıma dedim;

          -ne yazacaksın

          -bilmiyorum dağlardan böceklerden bahsedecem galiba

          -bende hayat güzeldir filmi ile ilgili bir şeyler yazmayı planlıyorum bilirsin alıntı yapmak filan.

          -hadiya güzelmiş ben başladım bile sen kendine yeni bir konu bul

          -bok!!

en iyi fikrimide en yakın ev arkadaşıma kaptırmıştım. ilk dersi burdan aldım fikrini kendine sakla şapşal!

 

o sırada aklıma zor durumlarda söylediğim parça geldi aklıma işte bu dedim tek sorun düz metine çevrilmesiydi. işte şu parça

 

                                                       GÜNEŞİMDEN KAÇ

günlerden bir gün karakışın sonuna doğru,
gün güneşliydi, o gün kendimi azad etmistim.
rüzgar beni bir sahile götürdü.
bir yer bulup oturmustum,
bir türkü tutturmustum.

kafam çok karısık aynı dertten muzdariptim,
vakit harcamamalıydım, para bulmam lazımdı,
böyle bir durumda asıl orada
nasıl olduğuma sasıyordum ben,
bir yer bulup oturmustum,
bir türkü tutturmustum.

günes bana gülümsüyordu,
içimi ısıtıyordu.
sen dikildin karsıma.

günesimden kaç, günesimden kaç,
günesimden kaç, günesimden kaç.

balıkçılar geri dönmüslerdi bombos,
kediler ve yaslılar her zaman onları beklerdi,
herseyi hitit aslanı gibi izliyordu karabas,
herkes çalısıyordu, yosun kokusu duydum,
bir yer bulup oturmustum
bir türkü tutturmustum.

deniz ısıldıyor, göz kamastırıyordu,
sesler ve sekiller giderek belirsizlesiyordu.
bildiklerim bilemediklerimden azdı.
kainatta bir yerdeydim,
bir türkü söylemekteydim.

günes bana gülümsüyordu,
içimi ısıtıyordu.
sen dikildin karsıma.

günesimden kaç, günesimden kaç,
gü ne sim den kaaaaaç

 

Bulutsuluk Özlemi Nejat Yavaşoğulları

 

kaçın lan :))

 

ne mi oldu? geçtim. hemde kıçımı kaşıyarak.

 

                                                           kremtluin

olympos kızları ve küçük notlar

Salı, Eylül 11, 2007

 

 

geçen hafta olymposa gittim. ve enteresan kareler ile kıçımı kaşıyarak geri döndüm.

nerde o eski olympos dedirten anlara sık sık sahne oldum. country havasını bizim türk disko kültürü ile değişmiş bir öküzle karşılaştım.

kibirli türk kızları, alkolden başka şey görmeyen almanlar, danstan kendini alamayan pek bi alımlı hollandalı ve ingiliz kızlarını seyre daldım. votkanın çokluğuna şükrederek. ve veeeeeeeeee plaktaa hande yener yok cd de :) sana kırmızı çok yakışıyo ;)

en çokta tribinizi mikiyim dediğim. ateşi tekmeleyen ve anlamsız kahkahalara boğulan bir çift herkesi müthiş güldürdü. ben bile

 utanarak arada güldüm. yapacak bişey yoktu hatta hiç birşey. engelleyemiyordum insanları. neden böyle garip davrandığını, kafasına odun vurarak terbiye etme arzularımı, içime gömerek, tekrar alımlı olan kızlar familyasına baktım, türkler ve almanları es geçerek. sonunda beş ingiliz öğrenci kızla dans etmeye başladık. sonra sonra dankkkkkkk diye bizim ablalardan biri poi çevirip insanların kellelerini uçurmak istiyodu galiba mecburen dansı çekinerek yapmak zorunda kaldık. halbu ki dışarda kocaman bir alan vardı o ama o işte o   vizyon istemişti. bizde hep beraber kucakladık. çünkü yine yapacak bir şey  yoktu. pek bir müşfik tavırlar içindeydik her anlamsız hareketi olumlu kraşılıyorduk. içimden artık asit yağmmurları başlamalı ve erimeliyiz diye düşündüm. sigaraları ardarda sardığımı farkedip frenledim kendimi. birkaç grub arkadaş arasına dalıp rutin muhabbetlere daldım.....

 

sahile kadar yürüdüm üşengeçlikten iz yoktu. ama sahilde büyük hüsran vardı sanki çöl rüzgarları esiyordu gözlerim saçım kumlarla doldu. sonra izlemeye başladım etrafı bir ailenin tek kızına sevimli bakışlar ile baktım ve gülüştük ta ki anneden gelen o cimciğe kadar. teyzenin yüzüne bakıp kaşlarımı büktüm tabi dudağımıda içimden ona şu sözleri haykırdım:

 

       teyzeciğim ilerde senin torunun benim kızımı becerebilir, ama emin ol bu nedenle senin torununu öldürmeyeceğim. bu da demek oluyo ki; senin torunun yaşama oranında kayda değer bir artış olacak.

ve sen ne yapıyorsun kızınla aramdaki sadeti engelliyorsun olacak iş değil.

 

      bahsetmeden geçemiyeceğim sahilde beyaz tenli kızlar vardı özellikle ingilizler neyse bizimkileden de beyaz tenli olanlar vardı ama eşleri morartmış olan yanları çoktu özellikle göğüs üzerinde. siz siz olun ii davranın birbirinize ya da bikiniden vazgeçin.

     

      oğluimpıs harbi pısss....

 

                          sağlıcakla kalın.

                                  

                                            kremtluin